Monthly Archives: Eylül 2009

Evet, oğlumu çok özlüyorum. Bu yazıya sadece bu cümleyle devam edip sadece bu cümleyle bitirebilirim.

Standard

23 Eylül 2009

Oğlumu  özlüyorum.

Evet, oğlumu çok özlüyorum. Bu yazıya sadece bu cümleyle devam edip sadece bu cümleyle bitirebilirim. Çalışan anne olmak çok zor, sadece ben değilim çalışan anne biliyorum.

Oğluma olan özlemimi o kadar yoğun yaşıyorum ki sormayın… yeri geliyor eşim dahi anlamıyor beni. Onun için çalışmalıyız diye zorluyor beni.
İşe geri döndüğüm ilk günlerde her gün ağlıyordum şimdide sabahları o sıcacık yatağından seni kaldırıp götürdüğüm için kendimi hiç affetmicem.  Çalışma konusundaki hevesim değişmiş değil. Zaman geçtikçe, çalışmanın bana sağladıklarını yaşadıkça anlıyorum aslında. Kendime olan güvenim artıyor. Benim de, oğlumun da buna ihtiyacı var. Fakat her ne olursa olsun, günün sonundaki en büyük gerçek, o gün oğlumu kaç saat gördüğüm… “Kaliteli zaman” kavramına kesinlikle inanıyorum. Bütün günümü oğlumla geçirmem de psikolojik açıdan, ilişkimiz açısından da hiç sağlıklı olmayacak. Ama onu özlüyorum, özlüyorum, özlüyorum… Günlere günler ekleniyor, ama bu günler içinde benim oğlumla olduğum günler azalıyor. Bilgisayarımın ekrana, masama, gözümün gördüğü her yere bir  fotoğrafını muhakkak koydum.

Hafta içi oğluma  eşim de, ben de öyle doyamıyoruz ki; akşam o uyuduktan sonra, gün içinde veya birkaç gün önce çekilmiş, fotoğraf makinesinde kalan fotoğraflarına bakarak onu görmeye devam ediyoruz. Akşam telefonumu kapatırken de, telefona kayıtlı fotoğraflarından bazılarına bakmadan duramıyorum. Yatağının başında gidip gidip seyrediyorum seni.  açılan üstünü örtmek için gidip bakıyorum. Çünkü nedense uyanık haline, yani fotoğraflara ve videolara kısaca bir göz atmak sanki hağla seninle vakit geçiriyormuşum hissi veriyor. Akşamları babanla  bunu mutlaka yapıyoruz. En büyük sohbet konumuzun kim olduğunu da söylememe gerek yok.

Seni  özleme duygusunu, tam kalbimin üzerinde bir basınç hissiyle

tarif edebilirim. Karşılıksız sevgi denen şeyin ne olduğunu yeni yeni anlamaya başladım. Neden yeni anlıyor olduğumu soracak olursanız. Artık Atakan büyüyor ve evin içindeki bu minik bireyin huyları gelişiyor. Verdiği tepkiler, bebekçe hareketleri bile içinde bir karakter barındırıyor. Ve bu minik karakterin annesi olarak ben anlıyorum ki aslında benim onu sevdiğim kadar o beni asla sevmeyecek. Beni annesi olarak inşallah çok sevecek ama maalesef nasıl ki annelerimize sevgimizi sürekli göstermiyorsak o da bana bunu yapacak. Bense içim titreyerek onun gözlerinin içine bakacağım, karşılık almak için…
oğlum  6 aylık olmak üzere ve birkaç haftadır bana çok düşkün olmaya başladı. Bu aylarda başlayan “anneden ayrılık korkusu”nu artık çok net yaşamaya başlıcaz. Aslında içten içe hoşuma gitse de günlük hayatta biraz daha dikkat gerektiriyor. Evden çıkarken hiçbir zaman onu veda etmeden, kaçarak bırakmıyorum. Kapıdan el sallayarak uğurlamaya alıştırdım. Oyun oynarken yanından kalkıp gideceksem mutlaka el kol hareketleriyle birlikte “benim biraz işim var, şunları şunları yapacağım, şimdi gidiyorum, sen burada oyna, sonra yine geleceğim” diye açıklama yapıyorum annecim sana. Belki dediklerimi daha anlamıyorsun. Son zamanlarda evin içinde beni daha çok takip ediyor ve seninle ilgilenmemi istiyorsun farkediyorum. Bütün bunlar annelik gururumu okşuyor, anne olduğumu daha çok hissediyorum ve hoşuma gidiyor… Ama oğlumun bu tepkileri, sabah işe giderken bana artık çok dokunmaya başladı. Gözlerimin içine bakarak kucağımdan gitmek istemeyişi, Tülay ablasının kucağındaysa bana gelmek isteyişi… Artık oğlum büyüyor ve benim gideceğimin gayet farkında… Birkaç gündür bunları yoğun yaşamaya başladık, bu yüzden bana da zor gelmeye başladı. Neyse ki hafta sonları bizim 🙂
Ben oğlumu özlediğimden bahsediyorum, tabi babasını da unutmamak gerek! Baba-oğul geçirdiği vakitler çoğu ailede olduğu gibi hafta sonlarıyla kısıtlı olunca biliyorum ki o da oğlunu çok özlüyor. Böyle olunca, Atakan hafta sonları kendini tam anlamıyla bir sevgi yumağında buluyor.

Özel bir not: 23 Eylül 2009’da  baba olarak ilk doğumgününü kutlayacak olan eşimi buradan sevgiyle kutluyorum, nice yıllara ailece birlikte olabilmek dileğiyle…

ANNEN

Gamze AKBAŞ

Şeker Bayramı ( İlk bayramın )

Standard

20 Eylül 2009 Pazar Şeker Bayramı

Bayram şekerimiz oğlum ATAKAN ,

Bir bayram daha geçti… ATAKAN  ilk bayramında henüz 6. ayını bitirmek üzereydi. Arife günü oğlumuza  büyük bir hevesle aldığımız bayram hediyesi ve bayram elbisesini büyük özenle hazırladık. Bayram sabahı güzel bir kahvaltıdan sonra bayramlıklarını giydirdim. Çok duygulandım seni öyle görünce nede olsa anne olarak kutlayacağım ilk bayramımda. Sabahtan babamızın iş yerine tugaya bayramlaşmaya gitmiştik. Daha sonra bayram ziyaretleri başladı. Biz ilk defa evlendiğimizden beri bayramı ailelerden uzakta  kutluyoruz. Senin içi böyle bir karar aldık babanla hastalanmaman için.

Bu bayram  oğlumun “el öpmeye gittiği” ilk bayram olarak bizde güzel anılar bıraktı. Daha nice güzel birlik beraberlik içinde yaşayacağımız bayramlar olması dileğiyle canım oğlum bayramın kutlu olsun…

Bu arada 95 TL bayram harçlığı topladın hemen cüzdanına koydum daha sonra sana oyuncak aldık harçlıklarınla.

“Peki dünyadaki en zor şey nedir?”

Standard

Bebeğim hasta olunca…

“Bu dünyadaki en güzel şey nedir? Herhalde bir bebeğin gülüşüdür. Hele ki bu benim bebeğimse…” diye düşünmüştüm, oğlum bana bilinçli olarak ilk güldüğünde. “Peki dünyadaki en zor şey nedir?” diye sorarsanız “insanın çocuğunun hasta olması” diye cevap veririm. Bu duyguyu maalesef erkenden yaşadım, ilk hastalığımızı geçen hafta yaşamaya başladık heralde. Bebeğim henüz 6.ayında üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalandığını hissediyorum. Doktorumuza gidicez. Allah beterinden saklasın, kimseye de göstermesin.

Kışın  hamile olmanın kötü yanları olarak güneş, meyve ve sebzede bol çeşit, bol temiz hava, denize girme imkânı ve bunun gibi hoşluklar yaşayamamış olmam. Tek iyi tarafı sıcak havada, bebeğimin o zor günleri atlatmış olması. Oğlumun  verem, karma aşı ve rotavirüs aşısını olduğu günü çok şükür hafif ateşle atlattık. Birazcık da huzursuzluk yaptı. Dünyadaki bütün çocuklar için her şeyden önce sağlık, anne-babalarına da onlara bakabilme imkanı diliyorum. Günler hızla geçip gidiyor. Her gün yeni şeyler yaşıyoruz. Anne olmanın verdiği yorgunluklar hiç önemli değil, insan alışıyor ve seve seve yoruluyor. Yeter ki sağlıklı olsunlar…

ANNEN

GAMZE AKBAŞ

Seni özlüyorum senin bensiz büyümenden gönlüm razı değil

Standard

17/09/2009 PERŞEMBE SAAT 13:40

Gelir gelmez masama oturup açtım bir dosya eğer yazmazsam daha fazla ağlicam seni daha fazla görmek için iş yerinden dakikaları sayarken bugün tam üç dakika erken geldim şubeye. Seni bırakıp gelmek artık daha da zorlaşıyor. Bugün beni görünce sevindin beni al der gibi kollarını açtın. Ve giderken bırakma der gibi yine kollarını açtın. Ben napıyorum ATAKAN doğru olan hangisi senin geleceğin için  çalışmam mı yoksa şuan senin yanında olmam mı. Bu ikilemde kalıp her gece seninle ilgili rüya görmek beni çok üzüyor. Yanlış yaptığımı hissediyorum annecim. Babanı bu konuda hiç affetmicem azıcık bana renk verse tamam çalışma dese inan hiç düşünmicem şuan. Suratındaki o gülüş gözümün önünden hiç gitmiyor ATAKAN.

Seni çok özlüyorum ama baban bunu anlamıyor. Çalışmamız şart derken zaten kendisinin çalışması şart onu anlıyorum ama ben, sence benim şuan senin yanında olmam daha doğru değilmi. Şuan klavyenin üstüne dökülüyor gözyaşlarım. İçim zaten sen yanımda yokken sürekli ağlıyor. Bu halimi en çok babanın anlaması lazım ama o da bu aralar beni anlamıyor. Yani anlican annecim kötüyüm çok kötüyüm. Seni özlüyorum senin bensiz büyümenden gönlüm razı değil. Ama bunu anlayan yok.

Bu oyuncak yemek için değil, oynamak için

Standard

03 Eylül 2009 Perşembe

Bu oyuncak yemek için değil, oynamak için

Dünyadaki 6.ayını doldurmak üzere olan oğlum ATAKAN son zamanlarda tam bir önlük canavarı oldu. Üçüncü ayını doldurduğundan beri önlüksüz duramıyoruz.   “ATAKAN diş mi çıkarıyor?” sorusu son günlerde hep aklımızda. Çünkü artık oğlum her şeyi kemiren, ağzına götüren bir bebek olup çıktı.
Diş çıkarma konusunu beşinci ay muayenemizi beklemeden doktorumuza sordum. Hele ki üçüncü aydan beri salyalı olduğumuz için kulaktan dolma bilgilerle böyle tahminler ortaya çıkmaya başladı. Yıllar önce televizyonda bir çocuk doktoru küçük bir bebeği muayene ediyordu. Ağızdaki tükürük ve baloncukların sadece diş çıkarma dönemine özgü olmadığını, hatta bunların içeriğinin faydalı olduğunu söylemişti. Hayal meyal hatırlıyorum ama detayını da öğrenmek lazım. Doktorumuz da bebeklerin genellikle bu aylarda böyle davrandığını ama diş çıkarmanın genellikle altıncı ayı bulduğunu söyledi. Zaten biliyoruz ki bebekler bir aşamadan sonra objeleri tanımak için ağzına götürmeye başlıyor. Bu onlar için bir keşfetme ve öğrenme aracı. Ateş, huzursuzluk gibi belirtiler henüz yok ama ben sürekli tetikteyim. Çünkü ATAKAN artık eline verdiğimiz her şeyi ağzına götürüyor, büyük bir iştahla emiyor, kemiriyor. Oyuncak uzanamayacağı kadar uzağa düşerse de etrafta bulabildiği herhangi bir şeyi kapıyor. Artık dişlikler de ona yetmiyor. Bazen oyuncağı bırakıp dişlik veriyorum ama bir bakıyorum ki dişliği çıkarıp kenarından kemirmeye başlamış. Çok sevdiği, merakla incelediği oyuncakları  var. Birinde geometrik şekiller, birinde hayvanlar var.
Artık kitapların eğitici yanıyla ilgilenen kim!  “Anne bırak sen şu şekilleri renkleri, oyuncakların köşesi de pek lezzetliymiş” der gibi elimden kapıyor. Sanki biberondan süt içer gibi emiyor! Bir yandan da komik komik sesler çıkarıyor. Bu sesler komik ve neşeli olsa da bazen keyiften mi çıkarıyor, kaşıntıdan mı çıkarıyor kestiremiyorum.  Bebeğimi tanıdığımı söylesem de o yeni huylar geliştirdikçe bana da çalışacak yeni dersler ortaya çıkıyor!
Diş çıkarma konusunda aslında ciddi bir gelişme yaşamıyoruz ama parmak emme konusunda da maşallahımız var! Emzik kullanmıyor,  Karnı acıkıp beni emdiğinde  araya parmağını soktuğun bile oldu. 1-2 arkadaşımın bebeğinde de gördüm, bebekler parmaklarını keşfedince sanırım bu onlara daha güzel geliyor.
Her şey ağza gittiği için hijyen konusunda da psikolojik sınavdan geçiyorum. “Yaşasın hijyen, ölsün mikroplar” sloganını gırgır olsun diye söylediğim çok olmuştur. Tabi malum, her şakanın ardında bir gerçek payı da vardır! Ancak bu konuda kendimden beklemediğim kadar rahat bir anne olma yolunda ilerliyorum. Doğal annelik sevdamla hijyen düşkünü annelik sevdamda dengeler beklenmedik yönde değişiyor! Bazı durumlarda, şart-şurt tabir edilen konularda takıntılarım olsa da ATAKAN’nın titizlik hastası, mikroplara dirençsiz bir insan olmasını istemiyorum. Bazı kurallarımız vazgeçilmez olsa da ağzına götüreceği her şeyi “dur yıkayayım, şartlayayım” diye elinden kapmıyorum. Belli bir temizlikten geçirdikten sonra ev içinde rahatım. Hep aklıma köy şartlarında büyüyen bebekleri getiriyorum. Zaten ben ne kadar titizlenirsem titizleneyim ATAKAN’nın bir bebek olarak doğal davranışlarının önüne geçemem. Bakalım, inşallah bunun zararını görmeyiz.
ANNEN

GAMZE AKBAŞ